2025’te 43 milyon Avrupalı erkek yatakta mutsuz olacak

Her 10 erkekten 1′ini etkileyen ve sertleşme kaybı olarak bilinen erektil disfonksiyonun, 2025 yılında sadece Avrupa’da 42,8 milyon erkeği yatakta mutsuz edeceği öngörülüyor. 15–19 Eylül 2008 tarihleri arasında tüm Avrupa’da gerçekleştirilen Üroloji Haftası kapsamında, Türk Üroloji Derneği de Türkiye’de, erektil disfonksiyonun bir ürolog hekime başvurulduğunda tedavi edilebilir bir rahatsızlık olduğu uyarısında bulunuyor.
Erektil disfonksiyon, “cinsel ilişki için yeterli sertlikte ereksiyon sağlayamamak ya da ereksiyonu korumakta tekrarlayan bir biçimde başarısız olmak” şeklinde tanımlanıyor. Avrupa Üroloji Derneği’nin (EAU, European Association of Urology), prostat kanserine karşı faaliyet gösteren bir kuruluş olan Europa UOMO’nun işbirliği ile 3 yıldır düzenlediği Üroloji Haftası kapsamında, erektil disfonksiyon en yaygın ve önemli üç ana konudan biri olarak ele alınıyor. Üroloji Haftası kapsamında, tüm Avrupa ülkelerinde, prostat hastalıkları ve idrar kaçırma ile birlikte, erkekte cinsel yaşamı ve dolayısıyla yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyen erektil disfonksiyon konusunda da, toplumun bilinçlendirilmesi ve hekime yönlendirilmesi amaçlanıyor.Üroloji Haftası’nın mesajları Türkiye’de, Türk Üroloji Derneği’nin gerçekleştirildiği çalışmalar ile topluma iletiliyor. Üroloji Haftası nedeniyle www.urolojihaftasi.org internet adresinde özel bir web sitesi yayına açan Türk Üroloji Derneği, afiş ve broşür çalışmalarıyla da toplumu bilinçlendirmeyi hedefliyor. Türk Üroloji Derneği’nin bilgilendirici dökümanlarında, 10 erektil disfonksiyon olgusundan 8′inde fiziksel bir nedenin söz olduğu vurgulanıyor. Buna göre, bu tür bir sağlık sorunu yaşayanlarda, cinsel istek (libido) normal düzeyde olduğu halde, fiziksel bir nedenin sertleşmeyi ya da sertleşmeyi korumayı engellediği kabul ediliyor.

Çoğunlukla tıbbi nedene dayanıyor ve tedavi edilebiliyor

Yaklaşık 10 olgudan 7’si penisteki küçük arterlerin daralması nedeniyle ortaya çıkıyor. Bu durum, penise kan akımını azaltıyor. Belirli ilaçların yan etkileri, alkol ve uyuşturucu kullanımı, uzun süre bisiklete binmek, stres, depresyon ise erektil disfonksiyona sebep olabilecek diğer fiziksel ve psikolojik nedenler olarak sıralanıyor. Sigara içmek, yüksek kan basıncı, aşırı kilo, yüksek kolesterol, hareketsizlik, sağlıksız beslenme, aşırı alkol ve diyabetin de erektil disfonksiyonun ortaya çıkma riskini arttırdığı biliniyor.

Türk Üroloji Derneği, yaygın ve rahatsız edici bir sorun olan Erektil Disfonksiyon’un, yaklaşık olarak 10 erkekten 1’inde görülse de, yaşlanmanın doğal bir parçası olmadığı konusunda toplumu uyarıyor. Erektil Disfonksiyon probleminin genellikle ve büyük olasılıkla tibbi bir nedene dayalı olduğunu ve bugün çok sayıda farklı tedavisi olduğunu hatırlatan Türk Ürüloji Derneği, bu tedavilerden birinin hastaya yarar sağlama olasılığının yüksek olduğunu vurguluyor. Erektil Disfonksiyon nedeniyle kötüye giden cinsel hayatı bir mutsuzluğa dönüştürmek yerine, tereddüt etmeden ürologla görüşerek tedaviye başlanması gerektiği” Üroloji Haftası’nın ana mesajları arasında yer alıyor.

Çinko

Vücutta kullanım alanları: Hücre çoğalması ile doku büyümesi ve yenilenmesini artırır. Yeterli çinko alımı büyüme için elzemdir. Vücudunuzda 70’den fazla enzimin yapısında yer alır. Vücudunuzun karbonhidrat, protein ve yağları kullanmasına yardım eder. Bağışıklık ve üreme sistemi metabolizması için gereklidir. Gebelikte bebeğin beyin, sinir sistemi ve kemiklerin gelişimi için gereklidir.

Eksiklik belirtileri: Koku ve tad alımında bozukluk, çocukluk döneminde büyümenin gerilemesine, gebelik döneminde ise doğuştan bozukluklara neden olur. İştah kaybı, deride değişiklikler ve enfeksiyonlara karşı direncin azalması da diğer yetersizlik belirtileridir.

Tedavide kullanım alanları: Egzama, erkelerde kısırlık problemlerinde, çocuklarda büyüme geriliğinde, iştahsızlıkta, alkolizmde

Besin kaynakları: Çinkonun iyi kaynakları et, deniz ürünleri ve karaciğer gibi hayvansal kaynaklı besinlerdir. Yumurta ve süt az miktarda çinko içerir. Bitkisel kaynaklı besinlerden tam tahıl ürünleri, buğday özü(germ), börülce ve miso da çinko içerir. Fakat bunların vücuttaki kullanılabilirlikleri daha sınırlıdır.

Dozları:
Önerilen günlük dozu: 15mg
Tedavi dozları günlük 15-30mg aralığıdır.
Aşılmaması gereken doz günlük 15 mg (uzun süre)

En iyi alım şekli: Bol Suyla birlikte geceleri alımı en iyi şekildir, özellikle kahve ve çay ile birlikte alınmalalıdır, emilimi bozulur.En iyi formu Çinko sitrat dır

Karbondioksit gazı ile tedavi: Karboksiterapi

Karboksiterapi, deri içi ve deri altına özel bir cihazla doğrudan saf karbondioksit gazı verilmesi yöntemidir.

İlk olarak 1932 yılında Fransa’da tıkanan atar damar hastalıklarının tedavisinde kullanılmıştır. 1993 yılından itibaren selülit tedavisinde başarıyla uygulanmaktadır.

Karbondioksit oksijene göre 20 kat daha hızlı dağılan bir gazdır. Uygulama sonrası bölgeye çevre dokulardan daha fazla oksijen gelir ve dolaşım hızlanır. Karbondioksit hızla uzaklaştırılır. Yağ yakımı artar.

Etkileri Nelerdir?
1-Dokuların daha fazla oksijenlenmesi sağlanır.
2-Kılcal damar kan akımı artar.
3-Yeni kılcal damar oluşumu gözlenir.
4-Yağ dokusundaki oksidatif yağ yıkımı artar.
5-Bağ dokusunun ana elemanı olan kollajen ve elastin sentezi artar.

Kullanıldığı Yerler?
1- Selülit ve bölgesel yağlanmaların tedavisinde tek başına veya kombine olarak.
2- Kırışıklık, deri sarkmaları, elastikiyet kayıpları ve çatlak tedavisinde.
3- Sedef hastalığında,
4- Atar ve toplardamar dolaşım bozukluklarında.
5- Venöz ülserlerde.
6- İmpotans tedavisinde

Yan Etkileri Nelerdir?
1-Hafif bir ağrı.
2-Nadiren bir kaç saat süren deri altında çıtırdama sesi.

Kullanılmaması Gereken Yerler?
1-Akut miyokard infarktüsü.
2-Akut tromboembolik bozukluklar.
3-Akut böbrek yetmezliği.
4-Kangren.

Uygulama süresi 10–15 dakikadır. Haftada bir veya iki kez olarak seanslar halindedir. Ortalama 15–20 seans uygulamak gerekir. 5. seanstan sonra ciltte farkedilir biçimde, sağlıklı olma gözlenir. 10. seanstan itibaren deri altı dokusu daha sıkı hissedilecektir.

Seanlardan sonra yapılacak mezoterapi, egzersiz veya pasif jimnastik desteği tedavinin başarısını artırmaktadır.

Her yaştan herkese yapılabilir. Toksik etkisi yoktur. Kan basıncını etkilemez. Hastanın diyabetinin olması karboksiterapi için engel değildir.

Tedavi sonrası etki 6 ay sürer.

%1-2 hastada sigara içime isteğinde azalma ve uygulama akşamı uyku kalitesinde artma saptanmıştır.

Cinsellikle Bulaşan Hastalıklar

Cinsel ilişki sırasında bazı hastalık etkenlerinin eşlerden birinden diğerine geçmesi mümkündür. Bunlar arasında belsoğukluğu, frengi, genital herpes (cinsel uçuk), klamidya, AIDS ve bazı hepatit (bulaşıcı sarılık) türleri gibi hastalıklar yer almaktadır. Her hastalıkta tedavi yöntemleri farklı olmakla beraber, korunmada ortak yol cinsel eş seçiminde titiz olmak ve cinsel birleşme sırasında kondom (prezervatif = kaput) kullanmak önemlidir.Başlıca hastalıklar;

- Belsoğukluğu
- Klamidya
- Frengi
- Cinsel Uçuk
- Cinsel Siğiller
- Hepatit
- Aids

BELSOĞUKLUĞU

İdrar yolundan koyu, cerahatli bir akıntının gelmesi, idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma gibi şikayetlerle kendini gösteren belsoğukluğu erkeklerde, ilişkiden 2-14 gün kadar sonra kendini göstermeye başlar. Önce idrar yolunda sızlama ardından ağrılı idrar yapma gibi şikayetler ortaya çıkar. İlk olarak süt kıvamında olan akıntı giderek koyu cerahat görüntüsü alır.

Kadınlarda belirtilerin ortaya çıkması 1-3 hafta kadar zaman alabilir. İdrar şikayetleri olabileceği gibi vajinal akıntı ile de kendini gösterebilir.

Anal (makat yoluyla) ilişki ile bulaşması halinde anüs bölgesinde ve dışkılama sırasında rahatsızlık hissi duyulur.

Oral (ağız yoluyla) seks de bulaşma yolu olabilir. Böyle hallerde boğazda ve bademciklerde kızarma, iltihaplanma, yutkunurken ağrı gibi şikayetler görülebilir.

Mikrobun göze bulaşması halinde cerahatli konjonktivit (göz zarı iltihabı) görülebilir.

Neisseria gonorrhea adı verilen bir bakteri ile bulaşan belsoğukluğunun tedavisinde antibiyotikler kullanılır. Hastanın ve hastalığın durumuna uygun olarak doktorun belirleyeceği antibiyotikleri yine doktorun belirleyeceği doz ve sürede kullanarak hastalıktan kurtulmak mümkün olabilmektedir. Tedavi geciktirildiği taktirde prostat ve eklemler gibi diğer organlarda kronik iltihaplar yaratabileceği için tedaviye mümkün olduğunca erken başlamak yararlıdır.

KLAMİDYA

Klamidya bakterisi gerek kadında ve gerekse erkekte ürogenital sistem (idrar yolu ve üreme sistemi) iltihabına neden olabilir. Vajinal ya da anal ilişki ile bulaşabilir. Belirtiler belsoğukluğundakilere benzemekle birlikte daha hafiftir.

Mikroplu salgı bulaşmış ellerin gözlere sürülmesiyle hastalık gözlere de bulaşabilir. Hastalık mikrobu taşıyan annelerin vajinal salgılarının doğum sırasında bebeklerin gözlerine bulaşması, körlüğe kadar götürebilen ciddi iltihaplanmalara yol açar. Özellikle sosyo-ekonomik gelişmesini tamamlamamış ülkelerde en önemli körlük nedeni klamidya enfeksiyonlarıdır.

Hastalığın teşhisi için kadınlarda idrar yolu ya da vajinal akıntının tahlili erkeklerde ise idrar yolu akıntılarının ya da meninin tahlili gerekir.

Tedavi antibiyotiklerle yapılır, doktorların belirleyeceği cins ve dozdaki antibiyotiği eşlerin birlikte kullanmaları gerekmektedir.

FRENGİ

Treponema pallidum adı verilen bir cins bakterinin neden olduğu bir hastalıktır. Bir zamanlar çok yaygın olan ve çok sayıda sakatlığa yol açan bir hastalıkken tüm dünyada sistemli olarak uygulanan tedavilerle sayısı önemli ölçüde azaltılmışken, son yıllarda yeniden artma eğilimine girmiştir. Hastalığın mikrobu ciltteki ya da mukozadaki (iç zarlar) çatlak ve sıyrıklardan vücuda girer. Ayrıca mikroplu kanın nakledilmesiyle ve hasta anneden gebelik sırasında bebeğe de bulaşabilir. Hastalık mikrobu alındıktan 10 ila 40 gün içinde, mikrobun giriş yerinde ağrısız yaralar görülür. Bu yarayla bağlantılı lenf düğümlerinde de büyüme görülür.

Bu yara bir süre sonra kendiliğinden kaybolur. Bu süre içinde hastalık ilerlemektedir. İlk belirtilerin görüldüğü birinci devrenin kaybolmasından 1 hafta ile 6 aylık bir zaman sonra, vücutta kırmızı lekeler halinde döküntü belirir. Bazen ağızda, boğazda, genital bölgede veya anüste yara belirir. Bu safhada grip veya benzeri hastalıklarda da görüldüğü gibi baş, vücut ağrısı ve kırgınlık belirtileri görülür. İkinci devre denilen bu dönem, hastalığın en bulaşıcı olduğu dönemdir. Gerek kan ve gerekse deri ve içzarlardaki yaralar çok miktarda mikrop taşırlar.

Birinci ve ikinci devrede hastalığın teşhisi kan tahlili yoluyla yapılabilir. Ayrıca yaralardaki sızıntının incelenmesiyle de hastalık etkeni olan mikrobu görmek mümkündür. Bu devrelerde hastalık öncelikle penisilin olmak üzere antibiyotiklerle tedavi edilir.

Tedavi edilmediği taktirde hastalık gizli bir döneme girer, ancak ilerlemesini de sürdürür. Bu gizli dönemde de bulaştırıcılık devam eder.

Uzunca bir süre sonra hastalık üçüncü devre ile ortaya çıkar. Bu dönemde enfeksiyon bütün vücudu sarmıştır. Aralarında kemiklerin, kalbin ve beynin de yer aldığı bütün organlar hastalıktan zarar görür. Hastalık kalıcı sakatlıklar bırakabildiği gibi tedavi edilmezse öldürücü de olabilmektedir.

CİNSEL UÇUK

Cinsel uçuk ya da genital herpes adıyla adlandırılan bu hastalık herpes simplex virüsüne bağlı olarak gelişir. Mikrobun giriş yerinde önceleri kaşıntı, sonra yanma hissi, sonra ağrı ve ardından bu bölgede su toplamaları tarzında yaralar görülür. Daha sonra bu kısımlarda ülser görünümünde yaralar yer alır. Ülser oluştuktan sonra bu yaralar kabuk bağlar ve 3-4 gün sonra iyileşmeye başlar.

Bu sırada yaranın çıktığı yerle bağlantılı olan lenf düğümünde ağrılı büyüme görülür. Özellikle yara alanının geniş olduğu durumlarda grip gibi belirtiler görülebilir.

Hastalık vücut direncinin düştüğü anlarda ataklar yapar. Ataklar sırasında asiklovir içeren ilaçların kullanılması hastalığın iyileşmesini hızlandırır.

CİNSEL SİĞİLLER

Vücudun diğer kısımlarında oluşan siğillere benzeyen bu siğiller cinsel organların çeşitli kısımlarında yer alır. Papilloma virüs adı verilen bir virüs nedeniyle ve cinsel ilişkiyle bulaşır. Tehlikeli olmamakla birlikte rahim ağzında oluştuğunda, kanser oluşumunu riskini arttırıcı etki gösterebilir.

Tedavisi bulunduğu yere göre farklılıklar gösterir. Bazen üzerine ilaç sürülmesi, bazen dokuların dondurulması bazen de lazer yardımıyla hasta dokuların çıkarılması şeklinde tedaviler uygulanmaktadır.

HEPATİT

Bulaşıcı sarılık ya da infeksiyöz hepatit olarak da bilinen bu hastalıkta, hastalık etken olan virüs vücuda girdikten bir süre sonra karaciğerde iltihaplanmaya yol açar. Bu sırada yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, baş ve yaygın vücut ağrısı, bulantı, kusma gibi şikayetler görülür. Hastalık belirli bir aşamaya geldiğinde karaciğerin safra işleme yeteneği bozulduğu için, safra vücutta birikerek ciltte ve göz aklarında sararma görülebilir.

Hastalık bazen farkına varılamayacak kadar hafif belirtilerle seyredebilirken bazen ölüme neden olabilecek kadar tehlikeli boyuta ulaşabilir. Hastalık belirtilerinin kaybolması karaciğerin iyileştiği anlamına gelmez. Bu iyileşme süreci birkaç ay olabileceği gibi hastalığın hiç iyileşmeyip kronik bir hal alması hali de görülebilir. Kronik hepatitler ise siroza ya da karaciğer kanserine varan tablolara dönüşebilir.

İnfeksiyöz hepatitler, hastalığa yol açan virüsün cinsine bağlı olarak farklı türlerde kendini gösterebilir. Bu türler A, B, C, D, E gibi harflerle ayrılırlar.

Hepatitin sık görülen tiplerinden A, daha çok sindirim kanalından, mikroplu yiyecek ve içeceklerle bulaşırken, B ve C tipleri kan ve vücut salgıları yoluyla bulaşır. Bu nedenle B ve C tipi hepatitler cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında yer almaktadır.

AIDS

Edinilmiş bağışıklık eksikliği sendromu kelimelerinin İngilizce karşılıklarının ilk harflerinden oluşturulmuş bir isimdir. HIV olarak adlandırılan virüslerle oluşan bir hastalık tablosudur. Virüsler insanda bağışıklığı sağlayan T hücrelerinin içine girerek onların ölümüne neden olur. Bağışıklık azaldığı için de fırsatçı başka infeksiyonların oluşması engellenemez.

Bu nedenlerle hastalarda yorgunluk, lenf düğümlerinde şişlik , uzun süren ateş, gece terlemesi, kilo kaybı, deride leke şeklinde döküntüler, nefes darlığı, sürekli ishal, ağızda mantar hastalığı ve sıklıkla ortaya çıkan zatürre gibi fırsatçı infeksiyonlar gibi değişik belirtiler görülür.

Hastalık etkeni virüsler kan ve meni ve vajina salgısı gibi vücut sıvılarında bulunur. Kan veya kandan üretilmiş ürünlerin nakli ile bulaşabildiği gibi, virüs taşıyan salgıların deri ve iç zarlardaki çatlak sıyrık gibi kısımlara temasıyla bulaşabilir.

Hastalık etkeni virüs vücut dışında uzun süre yaşayamadığı için günlük yaşam içinde hastalık bulaşma riski bulunmamaktadır

Hastalığın tedavisinde sürekli olarak yeni ilaçlar geliştirilmekle birlikte beraber henüz kesin tedavi bulunamamıştır. Hastalıktan korunmada etkili aşı geliştirilme yolunda sürekli adımlar atılmakta ve sonuçlanma aşamasına gelinmektedir.

Cinselliğin gizemli rengi: Fanteziler

Cinselliğin gizemli rengi: Fanteziler

Fanteziler cinsel isteği, cinsel duyarlılığı, cinsel yaşantının hazını, orgazma ulaşmanızı perçinler…Cinsel fantezilerin gereksinimleri çok yönlüdür. Kadınlar erkeklere nazaran daha az fantezi kurarlar. Onların fantezileri genelde duygu ve romatizm dolu bir hikayeye benzer.

Cinsel istek istediğimiz zaman açıp kapatabileceğimiz elektrik düğmesi gibi kontrol edilecek birşey değildir. Çoğu insan, özellikle yaşları ilerledikçe veya ilişkileri olgunlaştıkça, cinsel isteklerinin o kadar çabuk uyarılamadığını görürler. Bu dönemlerde fantezilerin yardımı olabilmektedir.

Fanteziler cinsel isteğin uyarılmasında oldukça yardımcı olmaktadırlar. İlişkiye girmeden evvel çoğu insan kendisini beynen hazırlama ihtiyacını duyar. Bunu da gireceğimiz cinsel ilişkiye beynimizde canlandırarak yaparız. Partnerinizin yakınlığını, sıcaklığını, size dokunuşlarını hayal etmekle başlayabilirsiniz. Partnerinizin yüzünü, gözlerini, dudaklarını kafanızda imajlar halinde görmeye çalışabilirsiniz. Sadece sizin hoşunuza gidecek fiziksel imajları yaratmanız çok önemlidir.

Gündüz Fantezi Kur Geceleri Uygula
Cinsel isteği uyarmakta partnerinizle günlük temaslarınız da önem taşımaktadır. Telefonla partnerinizi arıyarak “bütün gün senin o muhteşem vücudunu düşünüp duruyorum” veya “Bil bakalım bu akşam seninle ne yapmak istiyorum?” gibi sözlerin söylenmesi, partnerinizin de erotik fanteziler kurmasına yardımcı olacaktır. Sadece fantezi kurmakla kalmayıp akşam buluştuğunuzda da bu fantezilerin ilişkinizi yansıma olanağının yüksek olacağı söz konusudur.

Tek başına yaşayanlar için gündüzleri fantezi kurmak fantezi kurmak akşamları kendilerini sevmek açısından iyi bir hazırlık olabilir.

Fanteziler genelde birlikte olduğumuz kişilerle ilgili kurulsalar da bu başka kişiler hakkında fantezi kurmamıza engel olmaz. Başka kişiler birlikte çalıştığımız mesai arkadaşımızdan tutun ünlü birilerine kadar geniş bir yelpazeye sahiptir. Başka kişiler için kurduğunuz fantezileri şu andaki bulunduğunuz ilişkinin içine katmanız normaldir. Böylece duygularınızı canlı tutabilirsiniz. Ama bazıları başka kişileri ilişkilerine katmakta suçluluk duygusu duyarlar. Bu durumlarda fantezilerinizi partnerinizle sınırlı tutmanız tavsiye edilir.

Sevişirken konuşun

Sevişirken konuşun

Kadınlar çoğunlukla partnerlerine, ilişki öncesinde ve sırasında haz aldıkları dokunuşları ve bölgeleri itiraf etmekten çekinirler. Uyarıldığınız anlarda partnerinize yol gösterici olun ve cinselliği sınırsızca yaşayın. Kadınların pek çoğu partnerine cinsellikle ilgili arzularını ve beklentilerini açıklamaktan kaçınıyor ya da cesaret edemiyor. Ortak beklenti, bu isteklerin erkekler tarafından herhangi bir açıklama yapılmaksızın anlaşılması. Kadın, erkekten vücudunun hassas bölgelerini keşfetmesini bekliyor. Oysa erkeğin kadının yol göstericiliği olmadan bunu başarması imkansız. Bu yanılgı, kadının cinselliği yaşarken ipleri erkeğe bırakma eğilimi ardından hayal kırıklığını da sürüklüyor. Haz duyulan bölgeler her insanda farklıdır ve keşfedilmeye çalışılmadan nereleri olduğu bilinmez. Kadınlar ise genellikle erojen bölgelerinin nereleri olduğunu hissetmekle birlikte, bunu dile getirmekten utanıyorlar. Bu durum beraberlikten alınan hazzı büyük oranlarda azaltıyor. Kadının birlikteliği ile ilgili yorumu “iyi” olmaktan öte gidemiyor. Oysa “mükemmel, olağanüstü” bir ilişki yaşamak her kadının ve erkeğin hakkı.Samimi Olun, Konuşun!
Pekçok kadın henüz ilişkiyi yaşamadan neler yaşayacağını ve hissedeceğini bildiğini düşünüyor. Halbuki cinsellikten her seferinde farklı zevkler almak mümkünken, çiftlerin kendilerini bu tekdüzeliğe hapsetmeleri uzun vadede birlikteliklerine de zarar veriyor. Kadının nelerden zevk aldığını partnerine ifade edememesi oldukça sık rastlanılan bir durum. Tercih edilen dokunuşları açıklamak, yol gösterici olmak cinselliğin bambaşka yönlerinin keşfedilmesine ve daha önce tadılmamış zevklerin alınmasını sağlayacaktır. Eğer kadın konuşmaktan utanıyorsa bunu sevişme sırasındaki inleme ve mırıltılarıyla da ifade edebilir. Bunlar oldukça önemli ayrıntılardır. Belli bir noktada yoğunlaşmayı önlemek için partnere kesin açıklamalar yapmak yerine, ilişkinin akışında bu tip açıklamalar yapılması da önemlidir. Seks, herşeyden önce kadınlarda bedensel kontrolü kaybetme, incinme ve bağlılık hislerini doğuruyor. İncinebilme ihtimali, korkular ve endişeler ilişki sırasında da devam ettiğinde, kadın kendini ilişkiye kaptıramıyor ve ilişkiden istediği zevki alamayarak düş kırıklığına uğruyor. Halbuki konuşulabilse, bu korku azalacak kadın kendini daha az kasacaktır. Erkeğin hareketleri değerlendirildiğindeyse, onun arzularını konuşarak ifade etmek yerine okşamayı ve sevmeyi tercih ettiği görülüyor.

Vücudunuzun Sesini Dinleyin
Cinsellikten zevk alabilen kadınlar, vücutlarının sesini dinlemeyi öğrenmiş kadınlardır. Ve bütün kadınlarda bunu öğrenebilir. Kadının ihtiyacı olan tek şey ilişki sırasında haz aldığı durumları partnerine ifade etme yetisidir. Erkekler partnerlerinin de en az kendileri kadar ilişkiden zevk almalarını isterler. Bu nedenle kadının isteklerine kulak verecek, rehberliğine uyacak nelerden zevk aldığını yavaş yavaş belleyecek ve zevk vermek için çabalayacaktır. Önemli olan süreklilik gösteren, tek düze ve zevk vermeyen ilişkiye canlılık getirmenin yanı sıra alınabilecek zevki en üst noktalara çıkartabilmekdir. İlişki sırasında gerçek anlamda doruk noktaya ulaşabilmek için iki vücudun bir olması gerektiği bilinen bir gerçek. Bu da ancak çiftlerin vücutlarını karşılıklı tanımalarıyla veya çiftlerin birbirlerinin vücutlarını tanımalarını sağlayacak küçük oyunlarla olabilir. Bu oyunlarda kadın erkeği yönledirme görevini üstlenmelidir. İlişkide paylaşımların ortak olması, çiftlerin birbirlerinin vücutlarını tanımaları eşleri birbirine yaklaştıracaktır. Kadının istediği yönde keşifler yapmak ve partnerinin hazza ulaştığını görmek erkeğin de hoşuna gidecektir. Bundan böyle dokunuşlarını nerede kullanacağını öğrenecek ve çiftler cinsel tatmini daha sınırsızca yaşayabilme olanağına kavuşacaklardır.

Çıplaklığı Sevin
Hiçbir kadın sevişme sırasında konuşmaktan ve yön gösterici olmaktan çekinmemeli. Eğer bunu ilişki sırasında söylemekten gerçekten çekiniyorsa, ertesi gün ya da ilişki bittikten sonra konuşmayı denemesinde fayda var. Bu, bir kadının en doğal hakkıdır. Kadının ve erkeğin birbirlerinin vücutlarını daha iyi tanımaları ve vücutlarına alışmaları açısından birlikte çıplak olarak vakit geçirmeleri faydalı olacaktır. Bu birlikte banyo yapmak ya da birbirine sarılarak uyumak şeklinde gerçekleştirilebilir. Eğer ilişkiye başlamadan önce birlikte banyo yapmayı tercih ederseniz, banyo sırasında birbirinize masaj yapmayı ihmal etmeyin. Vücutlarınız birbirine ne kadar yakın olursa onları o kadar tanırsınız. Bu da sağlıklı ve zevkli cinsellik için en önemli ayrıntılardan biridir.

Tabuları Yıkın
Arzuları, ihtiyaçları, hisleri partnerle konuşmak ülkemizde hala bir tabu. Cinselliğin doğal bir ihtiyaç olduğunu biliyoruz. Erkekler kadar kadınların da cinsellikten haz almak istemeleri gerekir. Bu da ancak cinsellik üzerine konuşma becerisini kazanmakla olabilir. İlişkinin daha keyifli ve doyurucu olması için belli bir süreyi cinsellik üzerine konuşmaya ayırmak şart. Bu alışkanlık çiftleri ilişki sırasında da rahatlatacaktır. Eğer kadın birden birlikteliğe geçmek istemiyorsa, erkeğin partnerine zaman tanımasında, birlikte banyo yapmayı teklif edip, partnerine masaj uygulamasında fayda var. Eğer sevişmek istemeyen erkekse, kadının partnerini yumuşak dokunuşlarla uyarıp, sevgi göstermesi işe yarayabilir. Cinsellik üzerine konuşmak kadar, hayır demeyi bilmekte önemli bir bilinç. Arzulanmadığı sürece “hayır” demek çiftlerin doğal hakkıdır.

URETRIT (KRONIK)

Bazen uretra (idrar yolu) tahriş ve iltihaplanması, bakteri enfeksiyonu belirtisi olsun ya da olmasın, haftalarca hatta aylarca geçmez. Bu durumda devamlı idrar yapma ihtiyacı duyarsınız ve idrar yapmak rahatsızlık verir. Kronik uretra iltihabında arada düzelme olursa da, bu iyilik dönemi gitgide kısalır.

Belirtiler

- İdrar yaparken geçmeyen veya tekrarlayan rahatsızlık;

- Sık idrara çıkma.

Mesanenin dibine kadar ilerlemiş iltihaba “trigonitis” denir.

Trigonitisi teşhis etmek için ucunda ışık bulunan ince bir alet mesaneye sokularak bakılır (Sistoskopi).

ilaç Tedavisi

Gerçekten iltihap belirtisi varsa antibiyotik veya sülfamit verilir.

Başka tedavi yöntemlerinin de (örneğin uretranın bir alet yardımıyla açılarak esnetilmesi gibi) yardımı olur.

Ürtiker (kurdaşen)

Ürtiker (kurdaşen), ciltte meydana gelen genellikle kaşıntılı, yuvarlak veya oval şişliklerdir. Bazen kırmızı olmakla birlikte, herzaman böyle olmak zorunda değildirler. Ürtiker plakları, derideki allerji ile ilgili hücreler (mast hücreleri) histamin adı verilen ve kılcal damarlardan sıvı sızmasına neden olan maddeleri salgılarlar. Damarlardan sızan bu sıvılar deride birikirler ve belirtilen şişliklere neden olurlar.

Çoğu insan bu şişlikleri gördüğünde alerjik bir reaksiyondan şüphelenirler. Ancak ürtiker plakları bazen sıcak, soğuk, güneş ışığı, egzersiz, stres, cildin bir bölgesine uzun süreli basınç uygulanması, ateş veya çok sıcak banyoya bağlı cildin sıcaklığında ani artış veya cildi tahriş eden kimyasal bir madde (kozmetik bir madde veya sabun gibi) gibi fiziksel kaynaklı etkenler de ürtiker gelişimne neden olabilir. Ürtiker plakları tüm vücudu ilgilendiren allerjik bir reaksiyonun da belirtileri olabilir:

- Solunumla alınan alerjenler: polenler, hayvan tüyleri, küfler

- böcek ısırıkları (özellikle arı), bazı ilaç enjeksiyonları

- yiyecekler : fındık-ceviz gibi yiyecekler, balık ve deniz ürünleri, süt ürünleri, gıda katkı maddeleri, penisilin veya aspirin gibi ilaçlar.

İnsanların yaklaşık %20 sinde yaşamları boynca en az bir kez ürtiker gelişmektedir. En sık ürtiker gözlenen yaşlar 20-30 yaşlar arasıdır. Nadiren, tüm vücudu etkileyen ve yaşamı tehdit eden boyuttaki anaflaktik şok adı verilen alerjik durumlarda da ürtiker ortaya çıkar. Bazı durumlarda, ürtiker plakları 6 hafta veya daha fazla süre kalabilir ve kronik (idiyopatik) ürtiker adı verilir. Sıklıkla, kronik ürtikerin nedeni bulunamaz, ve bir süre sonra kendiliğinden geçer.

Belirtiler

Ürtiker plakları, beyazımsı veya et renginde kabarıklıklar olarak gözlenirler; bazen kımızı bir bölge ile çevrilirler (eritem). Tipik olarak yuvarlak veya ovaldirler, sıklıkla kaşınırlar. Büyüklükleri değişkendir ve bazen çok büyük alanlar oluşturabilirler. Her hangi bir cilt bölgesinde ortaya çıkabilirler, acnak sıklıkla kol ve bacaklarda görülür. Çoğu ürtiker plakları kısa sürede ortadan kaybolur, ancak hasta aynı duruma maruz kalıyorsa 24-72 saatlik zamanlarda yeni alanlar ortaya çıkmaya devam edebilir.

Eğer ürtiker tüm vücudu ilgilendiren alerjik bir reaksiyonun ilk belirtileri olarak gelişmiş ise gelişebilecek diğer bulgular şunlardır: dilde, dudaklarda ve yüzde şişme, solunum güçlüğü, şuur bulanıklığı, göğüste daralma / sıkışma hissi. Bu belirtilerin araştırılması ve geliştiğinde acilen sağlık birimine müracaat etmek önemlidir çünkü bunlar anaflaktik şok habercisi olabilir.

Tanı

Muayeneye ve gerekirse alerjik deri testlerine göre tanı konur.

Aşırı yaygın olmayan ürtiker plakları genelde 8-12 saatte ortadan kaybolurlar. Ancak etken ortadan kalkmadığı sürece tekrarlayabilir.

Korunma

Sizde ürtikere neden olan durumları saptayabildi iseniz, bunlardan uzak durarak ürtikerden korunabilirsiniz.

Tedavi

Losyon veya krem türü bir antihistaminik ilaç ve ilave olarak antihistaminik tablet veya enjeksiyon gerekli olabilir. Eğer genel bir alerjiden şüphelenilmiyorsa kaşıntıyı geçirmek yeterli olabilir. Gerekli görülürse daha ileri tedaviler uygulanabilir.

UYKU HASTALIĞI

Tripanosoma cinsi bir organizmanın etken olduğu tropikal bir hastalıktır. Genellikle çeçe sinekleri tarafından bulaştırılır.

Kuluçka devresi: 2-3 hafta.

Belirtileri ve seyri

Hastalığın uzun süren gizli bir dönemi vardır. Erken dönemde vücut ısısı dönümlü olarak yükselir, dalak ve lenf bezleri şişer, bacaklarda şişme görülür. Bu belirtiler yaklaşık üç yıl kadar sürer. Bu dönemden sonra hastada titreme nöbetleri başlar. Yüz ifadesi anlamsızdır, konuşmada yavaşlama belirtileri baş gösterir. Daha sonra hasta giderek hareketsizleşir. Genel bir halsizlik durumu vardır. İştah hiç yoktur ve hasta giderek zayıflar. Vücut ısısı normalin çok altına düşer. ölümden kısa süre önce hasta artık yerinden hiç kalkamaz ve sürekli uyku halinde komaya girer.

Tedavi

Erken teşhis edildiği takdirde ilaç tedavisi uygulamasıdır. Geç teşhis vakanın ağırlaşmasına neden olacağından tedavi uzun sürebilir.

Uyku Nedir

Ortalama olarak yaşamımızın üçte birini uykuda harcamaktayız - diğer aktivitelerde harcadığımızdan daha fazla bir zaman. Kendimizi iyi hissetmemiz için gerekli ve hayati bir şey olan uykunun bu kadar çok bölümünün halen bir bilinmeyen olması merak uyandırıcıdır. Son 50 yılda pek çok araştırmacı uyuma paternlerini ve uyuduğumuzda ortaya çıkan fizyolojik ve nörolojik değişiklikleri araştırmıştır. Nasıl uyuduğumuzla ilgili çok şey bilinmektedir - fakat niçin uyuduğumuz hakkında çok az şey biliyoruz.

Böyle olduğunda bile, herkes kötü bir gece uykusunun etkilerini bilir ve herkes uykunun ve iyi bir gece uykusundan sonra dinçleşmiş ve dinlenmiş kalkmanın yararlarını bilir. Bu yararları hissetmediğimiz zaman, uyku hakkında düşünmeye başladığımız ve uykumuzu iyileştirmenin yollarını aradığımız zamandır.

Normal uyku

Son 50 yılda nörolojik, endokrinolojik ve fizyolojik açıdan uyku ile ilgili çok şey yapılmıştır. Bunu takiben artık nasıl uyuduğumuz ve uyuduğumuzda ya da uyumadığımızda oluşan değişiklikler hakkında çok şey bilinmektedir.

Uykunun evreleri

Uykuya daldığımızda, bilinç düzeyimiz değişir ve iki uyku tipi arasında gidip geliriz:

- non-REM uykusu

- REM (hızlı göz hareketleri) ya da paradoksal uyku

Non-REM uykusu

Non-REM uykusu, uykunun gidişatı sırasında ortaya çıkan elektroensefalografik değişimlere dayanarak sıklıkla dört evreye ayrılmaktadır.

- Evre 0- Bütünüyle uyanıklık değişmiştir.

- Evre I- Uyku basması. Bu, uykuya dalmakta olan bir kişinin karşılaştığı durumdur. Eğer kişi uykunun bu evresinde uyandırılırsa etrafında olup bitenden tamamen haberdar olmamasına karşın genellikle uyanık olduğunu söyleyecektir.

- Evre II - Uykunun bu evresinde bilinç, kişi uyandırıldığında uykuda olduğunu hatırlayabilmesine yeterli olacak şekilde EEG paternleri.

- Evre III ve IV - Yavaş dalgalı uyku.

REM uykusu

Hızlı göz hareketleri (REM) uykusu, uykunun rüya görülen evresidir. Bu evre uykunun diğer evrelerinin arasına serpiştirilmiştir. Çok sayıda farklı özellik ile bağlantılıdır. Aynı zamanda paradoksal uyku olarak da bilinmektedir; çünkü önceleri, hızlı göz hareketleri ve huzursuzluğun eşlik etmesi araştırmacılara bu uyku evresinin hafif uyku olduğunu düşündürmüşse de, kas paralizisinin de olaya eşlik etmesiyle aynı zamanda paradoksal olarak da ağır bir uyku olduğu saptanmıştır.

Uykunun gece paterni

Uykuya daldığımızda non REM uykusunun dört evresinden hızla geçeriz ve ilk doksan dakikanın çoğu, yaklaşık on dakikalık REM uykusunun takip ettiği evre IV uykusunda harcanmaktadır. Bu patern kendisini, her bir döngüdeki REM uykusunda daha fazla zaman harcanacak şekilde, gece boyunca dört ya da beş kez tekrar eder. Uyanmamızdan önce REM uykusunda bir saat kadar zaman harcarız. REM uykusunda harcanan zaman yüzdesi doğumdan sonra gittikçe azalır ve (doğumda % 50) üç yaşında % 33 e, 11 yaşında % 27 ye ve ergenlikte de yaklaşık %25 e düşer.

Uyku ve uyanıklık ritimleri

Vücudun günlük ritimleri iyi bilinmektedir. Uyku bu doğal ritimlere sıkıca bağlı olan pek çok vücut fonksiyonundan birisidir. Bu ritimlerin uykudaki önemleri, uzun uçak yolculuğundan sonra ortaya çıkmaktadır. Vücut saatimizin, normalde uyku ve uyanıklık ile ilişkili olan dış uyarılarla ayarlanmadığını bu tür yolculuklarda ayrımsarız.

Uyku problemi olan kişiler sıklıkla doğal uyku ve uyanıklık ritimleri normalin dışında olanlardır. Bunlar gece vardiyasında çalışanlar veya küçük bebek sahibi ebeveynler ya da kendilerini geç kalkma ve ardından da yatma saatinde uyuma güçlüğü çekme alışkanlığına kaptırmış kişilerdir. Pek çok Akdeniz ülkesinde görülen uyku paterni -örneğin öğleden sonraları, özellikle sıcak havalarda iş arası verip uyuma - doğal uyku ritmimize Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika da sıklıkla görülen paternden olasılıkla daha yakındır.

Hormonlar ve uyanıklık

Adrenalin ve kortikosteroid düzeyleri uyanık olduğumuzda daha yüksektir - aslında uykuda olduğumuzda adrenalin düzeyleri çok azalır. Buna karşılık, büyüme hormonu ve diğer yenileyici hormonların düzeyleri uykuda daha yüksektir.

Melatonin uykuyu harekete geçirir ve bu gerçek, insanların uçak yolculuğunda ortaya çıkan gece ve gündüz paternlerine uyum sağlamalarıyla sonuçlanacak şekilde, vücudun hormonal döngülerinin bazılarını değiştirerek, uzun süreli hava yolculuklarının etkilerinin üstesinden gelmek için yardımcı olmak üzere, kişilere bir melatonin eşdeğeri ilaç verilerek araştırılmaktadır.

Ne kadar uykuya gereksinmemiz var?

Fizyolojik faktörler

Herkes farklılık gösterir - sıklıkla bir gecede 8 saatlik uykunun azalmış formu herkes için geçerli değildir. Bazı kişilerin bundan daha fazlasına gereksinimi varken diğer taraftan başka insanlar bir gecede sadece 3 ya da 4 saatle yetinmektedir.

Tarih her gece birkaç saatlik uykuya gereksinim duyan başarılı liderlerin hikayeleriyle doludur - Napolyon ve Churchill bunlardan ikisidir. Diğer taraftan Einstein bazen günün 16 saatini uykuda harcayan uzun bir uykucuydu.

Uykunun miktarı yaşla değişkenlik gösterir. Yeni doğmuş bebekler günün 20 saatini uykuda harcamaktadır. Yaklaşık 2 yaşında uykuya gereksinim azalmaktadır, buna karşın küçükler halen erişkinlerden daha çok uykuya gereksinim duyar. Çocukluğun ileri yaşlarında ortalama uyku saatleri erişkin ortalamasının sadece çok az fazlasına kadar düşer. Ergenlikte uyku paternleri değişken hale gelir ve bazı gençler 11 yaşında olduklarından daha fazla uykuya gereksinim duyar görünmektedir. 16-17 yaşlara geldiklerinde, insanların çoğu, yaklaşık kırk beş yaşına kadar sürecek olan uyku paternlerini edinirler.

Yaşlı kişiler daha hafif uyuma eğilimindedir ve genellikle gençliklerinde gereksinim duyduklarından daha az uykuya gerek duyarlar - 70 yaşında olduklarında gecede ortalama sadece 6 saat (Bu ortalama bir değer olduğu için pek çok kişi bundan daha azına gerek duyacaktır). Uykusuzluktan yakınan pek çok yaşlı kişi aslında yaşları için normal uyumaktadırlar, fakat onlar gençlik yıllarında hatırladıkları uykularını stilleriyle karşılaştırmaktadırlar.

Çevre faktörleri

Bu bireysel farklılaşmalardan daha önemli olarak bir toplumdaki ortalama uyuma miktarı dış faktörlerden etkilenmektedir. Örneğin; elektriğin genel kullanımından önce insanlar uyuma paternlerini gün ışığının paternlerine daha fazla bağlamışlardı; bu özellikle de mevsime bağlı olarak oldukça değişkenlik gösteren gün ışığı miktarının olduğu yerler olan yüksek bölgelerde daha belirgindi. Biz doğal olarak çevremizdeki insanlarla aynı zamanda uyuma eğilimindeyiz. Tüm toplumlarda karanlığın uykunun ana harekete geçiricilerinden biri olduğu bizi şaşırtmamalıdır. Bu doğal ritim gece işçilerinde olduğu gibi şaşarsa uyku ile ilgili problem sıklıkla ortaya çıkar.