5000 yıllık tedavi: Çin tıbbı

Çin tıbbının kökenleri

Geleneksel Çin tıbbı uzun süreli tedavilerde ve yaşamsal deneyimlerle sürekli sentez ve analiz yoluyla gitgide oluşan özel bir kuramsal tarza sahip tıp sistemidir. Çin uygarlığı ile ilgili tıbbi bilgiler M.Ö. 3 binli yıllara kadar uzanır. Çin bilim ve sanatı kuşkusuz bundan eskilere kadar da uzanmaktadır. Değişik zamanlarda yazılmış tıbbi kitaplar bu konudaki en önemli tarihsel kaynaklarımızdır. Geleneksel Çin tıbbı, Çin’de yaşayan çeşitli toplumların, tıp sistemlerinin ortak adı olarak nitelendirilir. Geleneksel Çin tıbbına, Han, Tibet, Moğol ve Uygur gibi etnik toplulukların tıp sistemleri de dahildir. Geleneksel Çin tıbbında, Han tıp sistemi, en zengin uygulamalı ve kuramsal birikime ve en eski tarihe sahiptir. Geleneksel Çin tıbbının kaynağı, Çin’in Sarı Nehir bölgesidir.

Çin tıbbında vücut kavramı

Eski Çin kozmolojisinde evren, tanrısal bir güç tarafından yaratılmamış, doğanın temel “ikilik” rolüyle kendi kendine meydana getirmiştir. Bu ikilik şöyledir: “Yang” olarak bilinen aktiflik, ışık, kuruluk, sıcak, pozitiflik, erkeklik ile “Yin” olarak bilinen pasiflik, karanlık, nem, negatiflik, dişilik yer alıyordu. Bütün bunlar, canlı ve cansızdılar tüm hadiseler bu temellerin birleşmesinden meydana gelmektedir. Evrenin nihai ilkesi “Tao”dur. O Yin ve Yang’ın miktarını belirliyordu. Yin ve Yang’ın doğal ilişkilerini değiştiren şeyler kötü olarak kabul ediliyordu. Bunlar yaşama hakim evrensel iki zıt kuvvettir. Erkeklik ve dişiliği ya da pozitif ve dişiliğ temsil eder. Bunlar arasındaki uyumsuzluk-dengesizlik patolojik bozukluklara ve hastalıklara yol açardı.

Fizyolojik fonksiyonlar, “unsur teorisine” dayanıyordu. Yalnız Çin anlayışında dört değil beş temel eleman var idi. Beş rakamının Çin kültürü için mistik bir değeri vardı ve çoğu sınıflandırmada kullanılıyordu: Beş element, beş tat, beş nitelik, beş ilaç biçimi, beş tedavi, beş katı organ, beş mevsim, beç duygu beş renk gibi.. Çin felsefesine göre evren ateş, toprak, maden, su ve odundan meydana gelmektedir. Çin tıbbı tedavisinde akapunkturun önemli bir yeri vardır.

Tanı

Dört değişik muayene şekli (si zhen) ile tanıya gidilir:

• Gözlem (wang zhen) - özellikle yüz, cilt, yürüyüş ve dile önem verilir.
• Dinleme (wen zhen) - solunum ve ses önemlidir.
• Sorgulama (wen zhen) - beslenme, uyku, boşaltım sistemleri ve belirtileri sorgulanır.
• Elle muayene (qie zhen) - her iki bilekten iç organları temsil eden altı değişik nabız alınır, derinliği, hızı, kuvveti ve kalitesi değerlendirilir.

Tedavi

En iyi tedavi korunmadır. Kadim çin hekimleri hastalarına örnek olmak için mevsimlerle ve çevreleri ile uyum içinde yaşar, dengeli beslenir ve düzenli egzersiz yaparlardı. Bu egzersizlerin başında günümüzde de oldukça popüler olan qigong ve t’ai chi vardır. Hastalık tanısı konduktan sonra ise akapunktur, akupressure ve bitkisel tedavi seçeneklerine başvurulur. Bu tedavilerden günümüzde özellikle astım, egzema, uykusuzluk, adet problemleri, sindirim problemleri, eklem ağrıları gibi durumlarda faydalanılmaktadır.

KADININ ANATOMİK YAPISI

Kadın üreme organları (genital organlar) dışta yer alanlar ve içte yer alanlar olmak üzere ikiye ayrılır. İç genital organlar kadın iskeletinde bacakların hemen üzerinde yer alan leğen kemikleri ve bel kemiği tarafından oluşturulan kemik çatının (latince pelvis) içinde koruma altına alınmışlardır.

Üstteki resimde kadın genital organları önden bakışta şematik olarak görülmektedir.

Kemik Çatı

Kadın doğası gebe kalmaya, rahim içinde gelişmekte olan bebeği büyütmeye ve nihayet olgunlaşmış bebeği dünyaya getirmeye göre düzenlenmiştir. Bu görevleri yerine getirmek amacına yönelik olarak kadının kemik çatısı erkeğin kemik çatısına göre belirgin farklılıklar gösterir:

Yukarıdaki resimde solda alt alta yer alan iki resimde erkeğin kemik çatısı üstten ve önden bakışta, sağda alt alta yer alan iki resimde ise kadının kemik çatısı üstten ve önden bakışta görülmektedir. Dikkatlice bakıldığında erkeğin üstten bakışta kemik çatı açıklığının kalp şeklinde, kadının kemik çatı açıklığının ise yuvarlak olduğu görülebilir. Bu farklılık erkeğin leğen kemiklerinin yapısının daha çok ağır yük taşımaya yönelik, kadının leğen kemiklerinin yapısının ise bebeğin başının doğum esnasında leğen kemikleri tarafından oluşturulan doğum kanalına girmesine yönelik yapılanmasından kaynaklanmaktadır.

Yine benzer bir şekilde önden bakışta erkeğin leğen kemikleri alt açısı dar, kadının leğen kemikleri alt açısı bebeğin doğum kanalından dışarıya rahatça çıkabilmesine olanak tanımak için geniş açılı olarak yapılandırılmıştır.

Kadının kemik yapısının üzerinde yer alan kaslar ve bağlar bebeğin doğum kanalından geçerek dış dünyaya çıkma sürecinde ona mümkün olan en geniş alanı sağlamak amacına yönelik olarak gevşemeye elverişli olarak yapılandırılmışlardır. Erkeklerin leğen kemikleri daha çok yük taşımaya elverişli olacak şekilde biçimlendirildiğinden kaslar ve bağlar çok fazla gevşeme göstermezler. Kadınlarda bel ağrısının erkeklere göre daha sık görülmesinin en muhtemel nedeni budur.

Dış Genital Organlar

Kadın dış genital organları vücudu örten cilt tabakasının bir devamıdır ve kadın iç genital organlarına giriş kapısını, bebeğin doğduğu “doğum kanalından” çıkış kapısını oluştururlar. Dış genital organlara topluca vulva adı verilir.

Resim: dış genital organların karşıdan bakıldığında görüntüsü

Kadın dış genital bölgesinin genel yapısı

Vulva, kadın dış genital bölgelerine karşıdan bakıldığında üstte “çatıyı” oluşturan leğen kemiklerinin birbiriyle orta hatta birleştiği bölgenin oluşturduğu kabarıklık olan pubis tepesi, altta anüs ve yanlarda büyük (dış) dudaklar adı verilen yapılarca sınırlanan bölgedir.

Pubis tepesi cilt ve altında yağ dokusu içerir, üzeri genital kıllarla kaplıdır. Pubis tepesinin hemen altında klitoris bulunur. Dış genital organların bir tabaka altında kadının doğum yapmasında, idrar ve dışkı çıkışı gibi işlevleri istemli olarak yürütmesinde önemli yeri olan kaslar bulunur. Bu kaslara topluca pelvis tabanı kasları adı verilir.

Dış (büyük) dudaklar

Dölyolu (vajina) girişini sağlı sollu örten cilt kıvrımlarının dışta yer alanlarıdır. Dış dudaklar önde genital kılların olduğu pubis tepesinde, arkada ise anüsün hemen üstünde birleşirler. Üzerleri genital kıllarla kaplıdır ve cilt altında yağdokusu içerirler.

İç (küçük) dudaklar

Sağlı sollu dış dudakların iç yüzlerinde yer alan, klitorisin üst kısmından vajina girişinin altına uzanan kıvrımlı yapılardır. İdrar deliği ve vajina girişinin etrafını sararlar. İç dudaklar normal şartlarda bacaklar kapalıyken görünmezken bazı kadınlarda dış dudaklardan daha geniş olduklarından dışarı taşabilirler. Kılla kaplı değildirler ve ciltaltı yağdokusu içermezler.

Vajina girişi

İç dudakların devamında yer alan ve kızlık zarına kadar devam eden 1-2 santimetrelik bir kısımdır. Kızlık zarı yırtıldıktan sonra vajinayla birleşir.

Kızlık zarı

Latince’de hymen (”himen” okunur) olarak adlandırılan bu yapı, ince olmasına karşın nispeten esnektir ve ortasında bir veya daha fazla sayıda delik içerir. Her kadında farklı yapıya sahip olmasına karşın, genellikle ilk ilişki esnasında hafif bir kanamayla yırtılır ve böylece vajina girişiyle vajinanın birleşmesini sağlar.

Kızlık zarının kadın genital organlarını enfeksiyondan koruduğu söylense de, ortasında adet kanamasının akmasını sağlayacak deliği veya delikleri olan bu yapının bakterilerin geçişini nasıl engellediği açıklanamadığından, bu işlevi tartışmalıdır.

Klitoris

Erkekteki penis başının kadındaki karşılığıdır. Klitoris hemen pubis tepesi altında yer alan bir yapıdır ve üstte ve yanlarda iç dudaklarla çevrilidir. Klitorisin hemen alt kısmında idrar deliği, idrar deliğinin altında ise vajina girişi bulunur.

Klitorisin dıştan görünen düğme şeklindeki parçasının yanında vulvanın içine tümüyle gömülü şekilde yanlara doğru uzanan iki kolu vardır ve bu haliyle klitoris gerçekte Y şeklinde bir yapıdır.

Klitoris cinsel ilişki esnasında aynen erkeğin penisi gibi sertleşebilme özelliğine sahiptir. Kan damarlarından oldukça zengin bu yapı kadın orgazmında önemli görevler üstlenir.

İdrar Deliği (uretra ağzı)

Klitorisin hemen altında, iç dudakların önde birleştiği yerde bulunan ve idrarın dışarı boşaltılmasını sağlayan idrar deliği aşağıda anlatılacak olan uretra adlı yapının son kısmını oluşturur.

Perine

Perine dış dudakların arkada birleştiği yerle anüs arasında yer alan bölgedir. Ciltle kaplı olan bölge ciltaltında idrar ve dışkı işlevlerinin kontrolünü sağlayan kasları barındırır. Bu kaslar doğum eylemi esnasında mümkün olduğunca gevşeyerek bebeğin başının doğmasına izin verirler.

Doğum eyleminin son aşamasına gelindiğinde bebeğin doğumunu kolaylaştırmak amacıyla perineye yapılan kesiye epizyotomi (doğum kesisi) adı verilir. Bu kesinin amacı bebek doğarken bu bölgenin yırtılmasını ve altta bulunan perine kaslarının zarar görmesini engellemektir.

Vulvada bulunan salgı bezleri

Dış genital bölgenin kurumasını önlemek ve cinsel ilişkide gerekli kayganlaşmayı sağlamak işlevini yürüten birkaç adet salgı bezi vardır. Bunlar arasında en önemlileri idrar çıkış deliğinin yanlarında yer alan Skene bezleri ve vajina girişinin yakınında sağlı sollu yer alan Bartholin (”bartolin” okunur) bezleridir.

Makat (anüs)

Makat kalın bağırsağın son kısmıdır ve depolanan dışkının dışa atılmasını sağlar.

Bu yapının vajinaya ne kadar yakın olduğuna dikkat edin. Bu anatomik yakınlık nedeniyle kalın bağırsaktan dışkılama esnasında gelen bakteriler vajinayla yakın temasta olurlar ve enfeksiyon tehlikesi oluştururlar.

Kadınların tuvalet sonrası temizlikte dikkat etmeleri gereken çok önemli bir kural vardır:

Temizlik arkadan öne (anüsten vajinaya) doğru değil, önden arkaya doğru yapılmalıdır. Zira arkadan öne temizlik kalın bağırsak bakterilerinin vajinaya ve buradan da uretra ağzına bulaşmasına ve bu bölgelerde sık sık enfeksiyonlar yaşanmasına neden olabilir.

Kızınıza tuvalet eğitimi verirken de bu kuralı öğretmeyi ihmal etmeyin.

İç genital organlar

İç genital organlar penisi içine kabul eden vajinayla başlar, rahim içine giriş kapısı olan ve aynı zamanda sperm için bir depo görevi üstlenen rahimağzıyla , bebeğin büyüyerek geliştiği ve gebe olunmayan dönemlerde adet kanamasının oluştuğu rahim ile devam eder, buradan sağlı sollu rahimin her iki yanında boynuz gibi yer alan Fallop tüplerine uzanır ve her bir Fallop tüpü, uçlarında bulunan saçaklarıyla yumurtalıklarla yakın temas eder.

Vajina

Vajina, vajina girişiyle başlayan ve uç kısmında rahimağzının yer aldığı boru şeklinde ve yaklaşık 10 santimetre uzunluğunda bir yapıdır. Vajina girişinde bulunan salgı bezleri ilişki esnasında vajina girişi ve vajinanın kayganlaşmasını sağlar.

Normalde ön-arka duvarları birbiri üzerine katlanmış olarak duran bu yapı, doğum eyleminde doğum kanalının yumuşak kısmının yapısında yer alır ve bebeğin başının geçmesine müsaade edecek kadar esner.

Uretra

İdrarın depolandığı mesanenin devamında yer alan bu boru şeklindeki yapı idrar boşaltım sisteminin son basamağını teşkil eder.

Uretra kadında erkekten çok daha kısadır. Bu kısalık ve genital sistemin vajina ve anüse yakınlığı, kadınlarda idrar yolu enfeksiyonlarının daha sık yaşanmasına neden olur. Yine ilk cinsel deneyimlerini yaşayan kadınlarda ilişkinin verdiği “tahriş”, ilişki sonrasında sık idrara çıkma, idrarı zor yapma, idrarı boşaltamamış olma hissinin yaşanmasına neden olabilir.

Rahimağzı

iç tabakası, rahimağzı kanalı ve vajina yakın komşulukta olmalarına rağmen mikroskopik özellikleri belirgin olarak birbirinden farklı yapılardır.Rahim iç tabakası ve rahimağzı kanalı hücreleri daha çok salgı yapıcı özellikler taşırlarken, vajina hücreleri daha çok sağlamlık ve travmalara dayanıklılık açısından gelişmiş ve çok katlı yapıya sahip hücrelerdir.

İçerik Sağlayıcı:
http://www.jinekoloji.net
Dr. Kağan Kocatepe

Kanserler için genel risk faktörleri

Kanserin nedenleri ne kadar iyi bilinirse, korunma da o kadar olanaklı olabilir. Kanser araştırmacılarının üzerinde durduğu önemli konulardan biri de toplumlarda kansere yakalanma olasılığını artıran “risk faktörleri”dir.

Kanser zaman içinde ve pek çok farklı faktöre bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bazı kanserlerde genetik faktörlerin özellikle rol oynadığı, çoğu kanserde yaşam biçimleri, yeme-içme alışkanlıkları, kimyasal maddelere maruziyet gibi çevresel faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir. Genellikle bütün bunların farklı düzeylerde etkisi söz konusu olmaktadır.

Kanser oluşumuna yol açan bazı faktörler ortadan kaldırılabilir ancak genetik geçiş gibi bazı faktörler önlenememektedir. Önlenebilen faktörlerin en aza indirilmesi önemlidir. Roche İlaç firmasının web sayfasında yer verdiği bilgilere göre; Kanser ortaya çıkma olasılığını artıran bazı faktörler şunlardır:

• Tütün. Tütün ve mamullerinin kullanılmasının kanserlerin ortaya çıkmasında büyük pay sahibi olduğu bilinmektedir.
• Beslenme. Araştırmacılar beslenme alışkanlıkları ile kanserler arasında ilişki bulunduğunu göstermektedir. Örneğin araştırmalar beslenmede yüksek yağ içeriği bulunmasının, kalın barsak, rahim ve prostat gibi kanser türlerii ile ilintili olduğunu göstermiştir. Aşırı şişmanlığın yaşlı kadınlar arasında meme kanserine yakalanma olasılığını yükseltiyor olabileceği bildirilmektedir. Öte yandan lif oranı yüksek beslenmenin bazı kanser tipleri için koruyucu özellikte olduğu gösterilmiştir.
• Ultraviyole (UV) radyasyon. Yoğun güneş maruziyetinin ciltte erken yaşlanmaya ve tahribata yol açabildiği, bunun sonucunda da kanser gelişimini tetiklediği bildirilmektedir.
• Alkol. Aşırı alkol içenlerde ağız, boğaz, yemek borusu ve karaciğer kanserlerine yakalanma riski artmaktadır. Eğer ek olarak sigara da içiliyorsa, riskler daha da yükselmektedir.
• İyonize radyasyon. Ortamdaki radyoaktivitenin yüksek olduğu durumların lösemi, meme, tiroid, akciğer, mide ve diğer organ kanserlerinin ortaya çıkması riskini artırdığı gösterilmiştir.
• Kimyasal maddeler. Bazı kimyasal maddelere, metallere, pestisitlere (örn. böcek öldürücüler) maruz kalmanın kanser riskini artırdığı bilinmektedir. Asbest, nikel, kadmiyum, uranyum, radon, vinilklorid, benzen gibi maddeler iyi bilinen kanserojen maddelerdir. Bu maddeler tek başlarına ya da bir başka kanserojen madde ile, örneğin tütün ile birlikte kanser riskini daha da artırır.
• Hormon replasman tedavisi. Menapoz döneminde bedende eksilen hormonların yerine dışardan hormon verilmesi tedavisi ile menapoz belirti ve bulgularında hafifleme sağlanabilmektedir. Bazı araştırmalar tek başına östrojen kullanımının rahim kanseri riskinde artışa yol açabildiğini göstermiştir. Bazı çalışmalarda da uzun süre östrojen kullanan kadınlarda meme kanseri riskinde artış olduğu öne sürülmüştür.
• Bazı tip kanserlere yakın akrabalarda rastlanması. Meme, yumurtalık, prostat, kalın barsak gibi kanser tiplerinin bazı ailelerde daha fazla ortaya çıkma eğilimi gösterdiği saptanmıştır. Bunun genetik nedenlerle mi, yoksa aynı aile bireylerinin paylaştığı yaşam biçimleri, beslenme alışkanlıkları gibi dışsal nedenlerle mi olduğu tam olarak aydınlatılabilmiş değildir.

Kanser riski taşıdığını düşünen kişiler bunu doktorlarına danışmalı, düzenli sağlık kontrollerinden geçmelidir.

Kanser Tedavi sırasında iyi beslenme

Kanserli kişiler yemek yeme güçlüğü çekebilirler.

• Bazı kişiler tedavi sırasında iştahsız olurlar.
• Kişinin, kanser olduğunda ya da tedavi sırasında kilo kaybetmesi sıkça rastlanan bir durumdur.
• Kişinin kanser ya da kanser tedavisi nedeniyle midesi bulanabilir.
• Bazı kanser türlerinde kişinin özel bir beslenme yöntemi izlemesi gerekir.

İştahsız olmanız durumunda

Kişi, hastalık, tedavi, yorgunluk, damak tadının değişmesi, ağrı, depresyon, mide bulantısı ya da kusma nedeniyle iştahını kaybedebilir. Bazı kişiler eskisi gibi yemek yemek istemezler.

Aşağıda belirtilenlerin yararı olabilir:

• Sık sık az miktarda yiyiniz.
• Ağzınızın içinde yara varsa, yumuşak yiyecekler yiyiniz. Meyve ve sebze suları yararlı olabilir.
• Yiyeceklere, tatsız gelmeleri halinde, limon suyu ve tuz ekleyerek tad verilebilir.
• Sade çorba gibi berrak sıvılar iç meye çalışınız ve ardından bisküvi ya da ‘hafif’ bir şeyler yiyiniz.
• Sevdiğiniz yiyeceklerden daha fazla yiyiniz.
• Ağzınızda yara varsa, bu durumu doktor ya da hemşireye belirtiniz. Yara tedavi edilebilir. İçecekleri pipetle iç menin yararı olabilir.

Kilo alma yöntemleri

Bazı kişiler kanser hastalığı ya da tedavisi nedeniyle kilo kaybederler. Diyetinize enerji ve protein sağlayan besinler eklemenin yararı olabilir.

• Eğer yiyebilirseniz, diyetinize peynir, tam yağlı süt ve diğer süt ürünlerini dâhil ediniz.
• Yemek yiyememeniz halinde, bunun yerine besin değeri yüksek içecekler iç iniz. İçeceğin iç ine yumurta, dondurma ya da meyve ilave ediniz. Bunları ayrıca, kilo almanızda yardımcı olması iç in, öğün aralarında da yiyebilirsiniz.
• Alkollü içki içebilmeniz durumunda, iştahınızı artırması iç in Guiness ya da siyah bira iç meye çalışınız.
• Ek gıdalar diyetinize ekstra enerji ve/veya protein sağlayabilirler. Bu gıdaları eczane ya da süpermarketten alabilirsiniz. Bazıları iç in doktorunuzdan reçete almanız gerekir. Ek gıdaları kullanmadan önce doktorunuza danışınız. Bu, özellikle şeker hastası olmanız durumunda ç ok ö nemlidir.

Mide bulantısı varsa

Mide bulantısı kanser hastalığı ve tedavisinde yaygın görülen bir yan etkidir.

• Yemek kokuları sizi rahatsız ediyorsa, soğuk yiyecekler ya da salatalar yiyiniz.
• Yalnızca ısıtılması gereken hazır yiyecekler yemeğe ç alışınız. Pişirmeden önce, donmuş yiyeceklerin buzlarının çözülmesini ve iyice pişmesini sağlayınız.
• Yemek pişirmesini bilen biri ile birlikte kalıyorsanız, yemeği o kişinin pişirmesini isteyiniz.
• Yağlı ya da kızarmış yiyeceklerden uzak durunuz. Bu yiyecekler ağır kokulu olup, mide bulantısına neden olabilirler.
• Uyandığınızda kızarmış ekmek gibi kuru yiyecekler yemeğe ç alışınız. Bu, mide bulantınızı bastırabilir.
• Hafif çorba ya da muhallebi gibi hafif yiyecekler yiyiniz. Sevdiğiniz yiyecekleri küçük miktarlar halinde yemeğe başlayınız.
• Maden suyu, limonata ya da soda gibi gazlı içecekler içiniz.
• İçecekleri yiyeceklerle birlikte almak yerine, öğün aralarında içiniz.
• Doktorunuzdan, mide bulantısını önleyici ilaç yazmasını isteyiniz.

Özel bir diyet planlama

Bazı kanserli kişilerin özel yemek sorunları vardır. Sözgelimi; kolostomi, ilyostomi ya da larenjektomi uygulanan kişilerin özel bir diyet izlemesi gerekir. Şeker hastaları ile kalp veya kolesterol sorunu olan kişilerin beslenmeyle ilgili özel danışmanlık hizmeti almaları gerekecektir. Doktor ve beslenme uzmanları bu konuda yardımcı olabilirler.

Birçok hastanede kanserli hastaların beslenmesi konusunda uzmanlaşan beslenme uzmanları bulunmaktadır. Beslenmenizle ilgili yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız, bir beslenme uzmanına sevk edilmenizi isteyiniz.

Kanseri yenenlerden beslenme tavsiyeleri

Bu kadar bulantım varken nasıl sağlıklı beslenebilirim?

Aslında her kanser tedavisi gören hastanın çok ciddi bulantı problemi yok, zira günümüzde hekimlerin önerdikleri bulantı giderici ilaçlar oldukça etkili. Yine de hafif ya da orta şiddetteki bir bulantı diyetinizi mahvedebilir. Çoğu insan tedavi sırasında mideyi bastıran patates püresi, krakerler gibi besinleri tüketir. Aslında önerebileceğimiz daha sağlıklı alternatifler var, bazı ufak sırlar tedavi sırasında yardımcı olabilir.

Meyveli yoğurtlar besin değeri yüksek ve diğer besinlere göre tüketilmesi daha kolay olan besinlerdir, piyasada hazır bulunabileceği gibi evde kendiniz de hazırlayabilirsiniz. Gerçekten iyi beslenemiyorsanız, eczanelerde bulabileceğiniz Ensure gibi bir beslenme desteğini meyveli yoğurdunuza ekleyebilirsiniz. Ülkemizde yoğurdun bin bir çeşidi bulunuyor, dilediğinizi seçin. Tatlı patatesler normallerine göre daha fazla vitamin içerirler, yulaf ezmesi de bu dönemde önerilebilecek bir besindir.

Sıcak bir kase çorba insanın kendini daha iyi hissetmesine yol açar, hele soğuk bir kış gününde. Ama koca bir tabak yerine ufak bir kase tercih edilmelidir, ufak miktarlarda yemek bulantı açısından daha iyidir.

Sabah - öğlen - akşam yemeklerini unutun ve ne zaman isterseniz o zaman yiyin. Bazı insanların iştahları sabah daha açıktır, o zaman erken saatlerde büyük öğünleri alıp akşam atıştırabilirsiniz. Hekiminiz kemoterapi sırasında bol miktarda sıvı almanızı önerecektir. Bu önerileri ciddiye alın. Ne kadar çok sıvı alırsanız toksinleri vücudunuzdan atmanız o kadar kolay olacaktır. Sıvı almak adına sürekli su içmenin neredeyse imkânsız olduğunu fark edince yeşil çay veya soğuk çayı deneyebilirsiniz.

Kanser tedavisi sırasında sağlıklı beslenmek oldukça zordur, gene de uğraşmak gerekir. Tedavinin yan etkilerine karşı koyabilmek için gereken gücü toplamak üzere bu besin maddelerine ihtiyacınız var. Sonuçta kanser uzmanları beslenme durumu daha iyi olan hastaların kemoterapiyi daha kolay atlattıklarını belirtiyorlar.

Kanserle savaşım

Kanser, yayılma gösteren ve ölümcül olabilen bir hastalıktır. Kanserin 100′den fazla tipi vardır ve vücudun her bölümünü etkileyebilir. ABD’de kalp hastalığından sonra en sık rastlanan ikinci ölüm nedenidir ve üç kişiden birini etkiler.

Kanser tanısı konulduğunda, kanserin tipine, vücuttaki yerine, hastalığın yayılmasına ve hastanın yaşıyla genel sağlık durumuna bağlı olarak tedavi seçeneği belirlenir. Kanseri etkili biçimde tedavi etmek ya da belirli semptomları ya da yan etkileri ortadan kaldırmak için bazı tedaviler bir arada uygulanır.

Araştırmacılar, farklı hasta gruplarını tedavi edebilmek için en etkili tedavi kombinasyonları üzerinde çalışıyorlar. JAMA’da yer alan bir çalışmada, beyne yayılmış kanserin çıkartılması için yapılan ameliyattan hemen sonra radyasyon tedavisi uygulanan hastaların, hemen radyasyon tedavisi uygulanmayanlara göre daha iyi durumda olduğu gösterildi.

KANSERİN NEDENİ:

Vücuttaki tüm organlar (örneğin deri, akciğer, meme, barsak ve mide) hücrelerden oluşur. Genellikle hücreler bölünür ve yarayı onaracak ya da ölen hücrenin yerine geçecek yeni hücreler üretir. Buna karşılık, hücreler çok fazla yeni hücre ürettiğinde, tümörler oluşur. Tümörler selim (benign; kanseröz olmayan) ya da habis (malign; kanseröz) olabilir. Çevresel etmenler (örn. tütün, kimyasal madde), kalıtımsal etmenler ya da bağışıklık sisteminde değişiklik ya da hormonal etkiler gibi diğer etmenler habis hücrelerin oluşmasına neden olur. Kanser hücreleri habis tümörden ayrılabilir ve yeni tümörler oluşturmak üzere vücudun diğer bölümlerine yayılabilir (metastaz).

KANSER TANISI NASIL KONULUR?

Doktorunuz sizinle konuşur, muayene eder ve durumunuzla ilgili kuşkunun doğrulanması ya da dışlanması için test yapılmasını ister. Bunun yanı sıra, kanseri saptamanın en kesin yolu doku örneğinin alınıp incelendiği biyopsidir.

TEDAVİ SEÇENEKLERİ:

• Ameliyat: Bazı kanser tiplerinde en iyi iyileşme yoludur. Tümör yayılmış olabileceğinden ameliyattan sonra radyasyon tedavisi ve kansere karşı ilaçlar uygulanabilir.
• Radyasyon tedavisi: Kanser hücrelerini yok etmek için yüksek enerjili parçacıklar ya da dalgalar kullanılır.
• Kemoterapi: Kanser ilaçla tedavi edilir. Kansere karşı ilaçlar genellikle, ağızdan ya da sindirim sistemi ve karaciğer tarafından değişime maruz kalmadan, doğrudan ve daha güçlü etki gösterebildikleri kan dolaşımı yoluyla verilir.
• Hormon tedavisi: Hormon üretimini engelleyen ilaçlarla hormon tedavisi ya da kanser hücrelerini öldürmek ya da büyümelerini yavaşlatmak için hormon üreten bezlerin ameliyatla alınmasıdır.
• İmmünoterapi (bağışıklık tedavisi): Vücudun kansere karşı bağışıklık sistemi yanıtını güçlendiren ya da destekleyen tedavilerdir.

KANSERDE UYARICI BELİRTİLER:

Birkaç gün ya da birkaç hafta süren yeni belirtiler hekim tarafından kontrol edilmelidir. Erken tanı konması, kanser tedavisinin başarılı olma şansını artırır.

• Görünürde bir neden olmaksızın hızlı kilo kaybı
• Üç haftada iyileşmeyen yara, ağrı ya da ülser
• Büyüyen, kanayan ya da kaşınan leke ya da ben
• Hazımsızlık ya da yutma güçlüğü
• Rahatsız edecek derecede öksürük ya da boğuk ses
• Öksürükle kanlı balgam çıkması
• Memede ya da vücudun başka bir bölümünde kalınlaşma ya da şişlik
• Ağrı olmadan idrarla kan gelmesi
• Barsak ve mesane ile ilgili alışkanlıklarda değişiklik

Yukarıda belirtilenlerin tümü, kanserin erken evre belirtisi olabilir; ancak bu durumlar çoğu kez daha az önem taşıyan nedenlerden kaynaklanabilir. Bu konuda kararı doktorunuz vermelidir.

KANSERDEN KORUNMANIN YOLLARI:

• Tütün ürünlerini kullanmayın.
• Güneşin zararlı ışınlarına aşırı derecede maruz kalmaktan kaçının.
• Düşük yağ içeren ve meyve, sebze ve lifli gıda maddelerinin ağırlıkta olduğu bir diyet uygulayın.
• Düzenli sağlık kontrolü yaptırın ve bir belirti fark ettiğinizde doktorunuzla görüşün.

JAMA Hasta Sayfası Orijinal Sayıdan Çeviri - Vol 280 No:17

BURUN ESTETİĞİ

Estetik Cerrahinin özellikle ülkemizdeki uygulamalarında en sık yapılan işlemlerden biri estetik burun ameliyatlarıdır. Estetik burun ameliyatları ile ilgili belki de ilk vurgulanması gereken konu burnun aynı zamanda bir solunum organı olarak taşıdığı önemdir. Dolayısıyla burun estetiği nedeniyle başvuran bütün hastaların aynı zamanda burundan nefes alma ile ilgili sorunlarının da değerlendirilmesi ve tedavi planına katılması gerekmektedir.

Estetik burun ameliyatı olmak için başvuran hastalarda en sık gözlenen sorunlar;

  • Burnun yüz ile orantısız derecede uzun olması,
  • Burun sırtında kemer bulunması,
  • çok geniş olması,
  • Burun ucunun düşük olması,
  • Burun ucunun kalın ve geniş olması,
  • Burun kanatlarının aşırı açık olması ve
  • Burunda eğriliktir.

Ameliyat öncesi değerlendirmeÖzellikle burun gibi yüz anatomisinin en merkezi kısmını oluşturan bir organın herkeste farklı olması burunda yapılacak değişikliklerin de her burun için o hastaya özgü değişiklikler içermesini gerektirir. Ameliyat öncesinde yapılan değerlendirme öncelikle burnun fonksiyonel açıdan muayenesini içerir. Bu bağlamda burundaki eğrilikler, septum deviasyonu, konka hipertrofisi, burun içi valv mekanizmasının değerlendirilmesi sayılabilir. Ancak bu sorunlar saptandıktan sonra burundaki estetik sorunlara geçilir.

Genellikle burun ameliyatı için başvuran hastalar burunlarındaki sorunları kendi ifadeleri ile tanımlayabilirler. Estetik cerrahın değerlendirmesi belirtilen sorunların yüzün genel oranları içerisindeki yeri, düzeltilmesinin ne ölçüde mümkün olup olmayacağı ve bu değişikliklerin yüzün genel ifadesinde oluşturacağı yeni görünüme yöneliktir. Bir anlamda yeni burnun şekli konusunda hem hasta hem estetik cerrahın fikir birliğine ulaşması gerekir. Bugün bilgisayar programları, ameliyat öncesi çekilen resimler üzerinde yapılacak değişikliklerin değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır. Dolayısıyla da başka bir yüz üzerinde – daha önce ameliyat olmuş hastalar veya magazin resimleri gibi- değil de ameliyatın yapılacağı hastanın yüz anatomisi üzerinde yorum yapmak mümkün olmaktadır.

Ameliyat tekniği

Burun estetik ameliyatları açık veya kapalı teknikle uygulanabilir. Her iki yöntemin de avantaj ve dezavantajları vardır. Kapalı teknikte burun deliklerinin iç kısmında yapılan küçük bir kesi ile burnu oluşturan kıkırdak ve kemik yapılara ulaşmak mümkündür. Açık teknikte burun deliklerini birbirinden ayıran yapının orta kısmında yapılan enine bir kesi kullanılarak burun anatomisine doğrudan ulaşılır. Ameliyat burundaki sorunlarla ilişkili olmak üzere ortalama 2-3 saat sürer ve hasta burun üzerine yerleştirilen bir alçı ile uyanır. Hastalar, genellikle ameliyat olunan günün gecesini hastanede geçirdikten sonra ertesi sabah hastaneden çıkabilirler.

Ameliyat sonrası bakım

Burun estetik ameliyatlarından sonra hastanın sosyal hayatına dönmesi yaklaşık 1 hafta sürer. Bu süre zarfında, burun üzerinde alçı olmaktadır ve hasta, ameliyat bölgesine fiziksel temas olacak ortamlardan uzak durması gerekir. Hastalar genellikle ilk 2 günden sonra rahatlıkla günlük işlerini yapabilecek durumdadırlar. İlk haftanın sonunda alçı çıkarılarak özel bantlarla burun tekrar kapatılır. Bu pansumanın süresi cildin kalınlığı ve şişme olasılığı dikkate alınarak tespit edilirse de yaklaşık 7-10 gün arasındadır.

Estetik burun ameliyatı, sanıldığının aksine ağrılı bir ameliyat değildir. Ameliyatın olduğu gün bir miktar ağrıdan bahsedilirse de bu hastanede kalınan sürede rahatlıkla ağrı kesicilerle kontrol altına alınabilir. Hastaların daha ziyade rahatsız oldukları konu burundan nefes alamamaları ve şişliktir. Yeni uygulanan delikli silikon splint ile bu sorun da kısmen hafifletilmiştir. Burun tamponu amacıyla eskiden kullanılan uzun bez tamponlar artık yerini küçük silikon siplintlere bırakmıştır. Dolayısı ile hastaların tamponla ilgili endişelenmeleri gereksizdir.

Bir kaç önemli nokta…

Burun yüzün merkezindeki konumu nedeniyle estetik anlamda hemen herkesin çok kolay yorum yapabileceği bir organdır. Ancak bu durum burun estetik ameliyatlarının kolay olduğu anlamına gelmez. Burun, estetik olarak da yüz için merkezi bir önem taşır. Özellikle başarısız ameliyatların hastalar açısından oluşturduğu hayal kırıklığı düşünüldüğünde bu ameliyatların yeterli bilgi ve deneyime sahip cerrahlar tarafından uygulanmasının önemi ortaya çıkar. Bu anlamda ameliyat öncesinde hastanın beklentilerinin ne kadarının böyle bir ameliyatla karşılanabileceğinin belirlenmesi çok önemlidir. Zira özellikle deri kalitesindeki farklılıklar her burunda beklenen sonuçların alınmasına imkân vermez. Bazen hastaların beklentisinin aksine daha küçük bir burun değil belirli bölgeleri daha büyük ancak yüz hatları ile daha uyumlu bir burun daha doğru bir ameliyat seçeneğidir. Geçmişteki uygulamalardan farklı olarak bugün en başarılı burun estetik ameliyatı en doğal en uyumlu ve ameliyatlı olduğu en az fark edilen- burundur.

Burun, estetik anlamda yüz anatomisinin bir parçası olarak alın, yanaklar ve çene ile birlikte değerlendirilir. Bu bağlamda, burnun anatomik görünümünü en çok etkileyen bölge belki de “çenedir”. Özellikle küçük ve geriye doğru yerleşimi olan bir çene yapısı burundaki sorunların daha belirgin hale gelmesine yol açar. Hedeflenen düzeltmelerin teknik olarak yapılmasına rağmen bu tür burunlarda çenedeki sorunlar düzeltilmeden burun anatomik olarak yüz hatları ile beklenen uyumu sağlamayabilir. Ameliyat öncesi değerlendirmede bu tür hastalara çeneye yönelik girişimlerin burnun estetik görünümüne katkısının anlatılması gerekir.

En iyi ellerde dahi burun ameliyatı her zaman bir belirsizlik riski taşır. Bu daha ziyade cilt yapısındaki değişikliklere bağlıdır. Burun ameliyatları teknik olarak burun kıkırdak ve kemik yapısına yönelik bir ameliyattır. Derinin, bu anlamda pasif olarak, altında oluşturulan değişikliklere uyum sağlaması beklenir. Ancak her cilt yapısı ve her hasta aynı şekilde iyileşmez. Bu nedenle bazı hastalarda revizyon ameliyatı yapılması gerekebilir. Böyle bir işlem gereken vakalarda ameliyattan sonra en az 6 ay süre geçmesi gerekmektedir.

Son olarak estetik burun ameliyatlarında hedeflenen değişiklerin özellikle koyu tenli, kalın ve yağlı cildi olan hastalarda açık tenli, ince ve kuru ciltli hastalara göre daha uzun süre alacağı bilinmelidir. Bu süre en az 6ay olmakla birlikte iyileşme sürecinin yaklaşık bir yıl sürdüğü kabul edilir.

İçerik: Nişantaşı Estetik

YÜZ GERME (FACE LIFT)

Genel Bilgiler / Yüz yaşlanması: Yüz germe, yaşlanma sonucu alın, yüz ve boyunda oluşan kırışıklık ve deri sarkmalarının ortadan kaldırıldığı, yüzün gençleştirilmesi ameliyatıdır.

Yüz derisi ve deri altı dokuları yaşın ilerlemesi ile birlikte sarkmaya ve belli bölgelerde birikmeye başlarlar. Yüzdeki sarkmanın oluşumu,

  • Genetik,
  • Sık kilo alıp verme,
  • Sigara,
  • Uzun süre güneşe maruz kalma ve
  • İlaçlar(antidepresan)

gibi etkenlere bağlı olarak ortalama otuzlu yaşlarda belirginleşmeye başlar. Yüz germe hastalarını plastik cerraha getiren nedenler:

  • Alında kırışıklıklarının artması,
  • Kaşların, özellikle de dış kısımlarının gözün üzerine doğru sarkması,
  • Üst göz kapağı derisinin gevşemesi ve gözün üzerine kayması,
  • Göz kenarlarının dış kısmında kazayağı denen çizgilerin oluşması,
  • Alt göz kapağının gevşeyip sarkması, kırışıklığının artması, torbalanması ve göz bebeğinin alt kısmındaki beyazlığın ( sklera ) görünür hale gelmesi
  • Alt göz kapağının alt kısmında yarım daire şeklinde çukurluğun oluşması,
  • Elmacık kemiği üzerindeki yağ yastığının aşağıya doğru kayması ve burun kenarlarında birikmesi,
  • Burun kenarlarından ağız köşelerine doğru mevcut olan doğal çizgilerin derinleşmesi,
  • Ağız köşelerinden çeneye doğru uzanan çizgilerin ( marionette çizgisi ) oluşması,
  • Çene ucunun her iki tarafında yağ toplanması ( jowl ) ve üzerindeki ciltte kırışıkların artması,
  • Boyun derisi ve deri altı dokularının ( platisma ) gevşemesine bağlı, boyun açısının genişlemesi, kırışıklıkların oluşması, -Kiloya bağlı olarak, boyunda yağ toplanmasıdır

Doğal olarak yukarıda belirtilen tüm değişikliklerin bütün hastalarda görülmesi şart değildir. Her hastanın yüz hatlarının ve genetik yapısının farklı olmasının ötesinde herkesin yaşam deneyimi ve cilt bakımı aynı değildir. Bu nedenle her hasta farklı şekilde ve farklı hızlarda yaşlanır.Genel olarak plastik cerrahide yüz değerlendirmesi,

  • Üst yüz (alın, şakaklar ve kaşları)
  • Orta yüz (yanakları)
  • Alt yüz (çene, boyun)

olmak üzere üç kısmımda incelenir ve her bölümdeki yaşlanma belirtileri ayrı ayrı değerlendirilir.Yaklaşık 30 lu yaşların ortalarından başlamak üzere yüzdeki yaşlanma belirtileri üst yüzden başlayarak orta yüze ve 50 li yaşlarda alt yüze ulaşır.

Üst yüz bölgesi: Şakak germe ve Göz kapağı cerrahisi

Öncelikle üst göz kapağı ve kaşlarda fark edilen sarkma ve gevşeklik göz etrafındaki kaz ayaklarının oluşumu ve alın çizgilerinin belirginleşmesi ile başlar. Bu evrede fark edilen diğer bir nokta gözaltlarında oluşan çöküklük ve alt göz kapağı torbalanmasıdır. Yüz yaşlanması açısından erken evre olarak tanımlanabilecek bu dönemde hastalar sıklıkla göz kapağı cerrahisi nedeniyle plastik cerrahlara başvururlar. Ancak göz çevresi yaşlanması bir bütündür. Her göz kapağı sarkması sorunu olan hasta sadece göz kapağı cerrahisinden fayda görmez. Daha sıklıkla sorun kaşlarda ve şakak bölgesindeki gevşeklik ve sarkmadır. Bu hastalar kendi deneyimlerinden de bildikleri gibi her iki şakak bölgesinden yukarı doğru çektiklerinde göz kapaklarındaki fazlalığın ortadan kalktığını fark ederler. Yine bu nedenle bu hastalar saçlarını geriye doğru toplayarak göz etrafındaki bu yığılmayı telafi etmeye çalışırlar. Bu gruptaki hastalarda üst göz kapağına yönelik bir cerrahi girişimden önce sakak ve kaş bölgesindeki sorunun mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Gereken vakalarda sakak germe veya kas kaldırma ile birlikte göz kapağı cerrahisi (deri fazlası veya torbalanmaya yönelik)uygulanabilir.

Orta Yüz: Orta Yüz asma

Orta yüz yaşlanması kendisini iki şekilde gösterir. İlki, her iki alt göz kapağı altında giderek ilerleyen bir boşalma ve bunun oluşturduğu çöküklük, ikincisi ise, aşağı doğru yer değiştiren yanakların gülme çizgisi üzerinde toplanmaları sonucu gülme çizgisinin derinleşmesidir. Adeta yanak bölgesi aşağı doğru kayarak üst bölgede yani gözaltlarında bir eksiklik oluştururken alt bölgede bir fazlalık oluşturmaktadır.

Daha önceleri yüz germe ameliyatları ile düzeltilmeye çalışılan bu sorunlarda klasik yüz germe ameliyatları ile beklenen iyileşmenin sağlanamaması sadece bu bölgeye yönelik operasyonların uygulanmasını zorunlu kılmıştır. Genellikle 40 lı yaşlarındaki bu grup hastalarda klasik yüz germe ameliyatlarında müdahale edilen alt yüz-boyun bölgesi sorunları belirgin değildir. Bu grup hastalarda, alt göz kapağında kirpiklerin altından yapılan bir kesi ile girilerek hem alt göz kapaklarındaki torbalanmayı azaltıcı işlemler yapılırken sarkan yanak bölgesinin yukarı alınması mümkündür.

Alt Yüz: Klasik Yüz germe

Yüzün alt bölgesi boyun ile birlikte değerlendirilir. Bu bölgedeki sorunlar genellikle 40 lı yaşların sonu ile 50 li yaşlarda kendini gösterir. Üst ve orta yüzdeki sorunlara ek olarak bu grup hastalarda, alt çene çizgisi üzerine sarkan alt yanak bölgesi, gülme çizgisinin çeneye kadar uzanmasına neden olur. Sıklıkla boyunda da hem yağlanmaya hem de kas gevşekliğine bağlı olarak derinlik kaybı ve derin katlantılar oluşur.

Klasik yüz germe ameliyatı alt yüz ve boyun bölgesine yönelik bir ameliyattır. Bu ameliyatta aşağı doğru sarkmış olan alt yanak bölgesi yukarı doğu çekilir ve sıklıkla boyun için hem incelme sağlayıcı hem de derinliği artırıcı işlemler yapılır.

Ameliyat tekniği

Yüz germe ameliyatı, kulak önü ve arkası, şakak bölgesi ve çene altından yapılan cilt kesileri ile gerçekleştirilir. Modern yüz germe ameliyatlarında, sadece gevşemiş cilt fazlası alınmaz, cilt altında yüzün esas kitlesini oluşturan ve aşağıya doğru sarkan SMAS dediğimiz yağlı kalın zarımsı yapı, çeşitli metotlar ile yukarıya orijinal yerine çekilerek dikilir. Çene altından ise gevşemiş boyun kasları ( platisma ) birbirine dikilerek boyun gerginleştirilir. Alın ve kaşlar ise, saç içinden yapılan çeşitli boyutlardaki kesiler ile yukarıya istenilen konuma getirilerek tespit edilir. Böylece yüzün her üç bölgesi birbiri ile uyumunu koruyarak gençleşmiş olur. Kişinin ihtiyacına göre göz kapağı estetiği, boyundan liposuction ile yağ alınması ve yüzün çeşitli alanlarına yağ enjeksiyonu yapılarak, yüz germe ameliyatı tamamlanır.

Yüz germe ameliyatı bir restorasyon işlemidir yani kişinin daha genç ve tazelenmiş görünmesini sağlamaktır, kişiyi başkalaştıracak ve farklı görünmesine sebep olacak işlemlerden kaçınılmalıdır.

Yüz germe ameliyatı, yukarda saydığımız belirtileri gösteren orta yaş ve üzeri ciddi bir sağlık problemi olmayan herkese uygulanabilir. Ameliyat genellikle genel anestezi altında yapılır. Hastane koşullarında ameliyatın yapılması tercihimizdir. Yaklaşık 4-6 saat süren bir operasyondur.

Yüz derisinin altına, sızan kanı toplamak amacıyla dren konur ve çoğunlukla ameliyattan sonraki gün çıkarılır. Yüze hafif bir bandaj yapılır ve değiştirerek birkaç gün korunur. Şişlik ve morlukların azaltılması amacıyla yüze soğuk uygulamaktayız, böylece hızlı bir şekilde ödemler hafiflemekte, ortalama 15 gün içerisinde yüz normal haline dönmektedir. Ameliyattan sonra ağrı şikâyeti olmamaktadır, eğer olur ise sıradan ağrı kesicilerle kolaylıkla kontrol altına alınır.

Hasta, ameliyattan sonra 2. 5. ve 7 günler kontrole çağrılır ve tüm dikişleri alınır. Bu tarihten sonra yüzüne hafif makyaj yapabilir. Saç boyatmak için ise bir ayın geçmesi gereklidir. Ameliyattan bir hafta sonra kişi kendini zorlamadan günlük faaliyetlerini kolayca yapabilmektedir.

İçerik: Nişantaşı Estetik

ESTETİK CERRAHİ…

Günlük hayatımızın ne kadar değiştiğini on yıl öncesiyle karşılaştırdığımızda, herkesin paylaşacağı ortak görüş, estetik cerrahinin çağdaş insanın hayatında parfümeri, ayakkabı, saç tarzı kadar olağan ve bilinir hale gelmesidir. Yüz germeden liposuctiona kadar Estetik Cerrahi’nin tüm alanları artık her sohbet ortamında en sıradan kişilerle dahi konuşulabilecek bir kolaylığa ulaşmıştır. Bazen olumlu bazen olumsuz yorumlarla yüklü bu sohbetler, Estetik Cerrahi uygulamalarını kolaylaştırıyor mu zorlaştırıyor mu bilinmez, ancak giderek daha da artan bir kargaşanın da hissedildiği kesin.

Bir yandan giderek daha genç, daha güzel, daha çekici olma konusunda beklentileri artan hastalar, diğer yandan ise daha kolay uygulanabilir, daha az riskli ve daha kalıcı cerrahi yöntemler geliştirme ve uygulama konusunda daha çok çaba sarfeden cerrahlar Estetik Cerrahi’de gerçekten sınırları zorluyorlar…

İçerik: Nişantaşı Estetik

Demir Eksikliği Kadınlarda Daha Sık Görülüyor

 Sağlıklı yaşayabilmek için vücudumuzun bazı minerallere de ihtiyacı olduğunu hepimiz biliyoruz.Gerekli mineralleri gıda yoluyla sağlamak elbette mümkün. Ama bazen besinler yeterli olmuyor, ayrıca takviye yapmak gerekiyor. Vücut için gerekli minerallerden demirin eksikliği, özellikle kadınları ve çocukları etkiliyor. Demirin işlevleri nelerdir?
Demir, vücutta proteinle birleşip hemoglobin adıyla bilinen bir madde yaratır. Alyuvarlara kırmızı rengi veren ve kanın oksijen taşımasını sağlayan, hemoglobindir. Akciğerlerden vücuda giren oksijen, hemoglobine bağlanarak damarlardan dokulara ulaşır. Kaslarda bulunan ve de hemoglobinin yapısına benzer bir yapıya sahip olan miyoglobin adlı madde de oksijenin kaslarda kullanılmasını sağlar. Oksijenin bu seyri, sağlıklı yaşamanın temel kuralları arasındadır.

Kime Ne Kadar Demir Gerekli?
Kişilerin demir ihtiyacını bir tek rakamla belirtmek imkansızdır. Bir ailenin bireyleri arasında bile demir ihtiyacı farklılıklar gösterir. Örneğin yetişkin bir erkek için, ter, idrar ve de ölü deri hücreleri yüzünden kaybettiği demire karşılık günde 1 miligram demir alması yeterli olabilir. Ama menopoz döneminden önce, bir kadının yetişkin erkekten iki misli fazla demire ihtiyacı olur. Çünkü kadın her adet döneminde 15-30 miligram demir kaybına uğrar. Menopoz dönemine girdikten sonra ise kadının demir ihtiyacı erkeğinkine eşit olur.

Hamile bir kadının günde 2 miligram demir alması gerekir. Adet görmediği için kan kaybı ve buna bağlı olarak demir kaybı olmamasına karşın, karnındaki bebeğin de demir ihtiyacını karşılamak zorundadır.

Demir ihtiyacı nasıl giderilmeli?
Öncelikle doğal yollardan demir eksikliğini gidermeyi denemekte yarar var. Karaciğer, yürek, böbrek gibi sakatat ürünleri, yağsız etler ve yumurta sarısı, demir bakımından zengin olan besinlerdir. Hayvansal besinlerin dışında kuru fasulye, kuru yemişler, fındık , fıstık türleri, yeşil yapraklı sebzeler ve tahıl ürünleri demir yararlı olur. Besin maddeleri arasında demir bakımından en fakir olan süttür. Bu nedenle çocuklara sütün yanı sıra demir bakımından zengin olan yiyecekler verilmelidir.

Demir eksikliğinin zararları nelerdir?
Öncelikle gün içinde sürekli hareket halinde olan kadınlara ve çocuklara bir çift sözümüz olacak: Aşırı enerji kaybı vücuttaki demir depolarını boşaltır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, demir, kanın vücuttaki tüm dokulara oksijen taşıyabilmesini sağlar. Yeterli miktarda demir almadığımız zaman kırmızı kan hücrelerinin hemoglobin ve bunun sonucu olarak dokulara gerekli oksijen taşıması azalır. Buna tıp dilinde demir eksikliği anemisi adı verilir. Yorgunluk, ciltte ve dudaklarda solgunlaşma, soluk almada zorlanma demir eksikliğinin belli başlı göstergeleridir. Ayrıca demir eksikliği vücudun bağışıklık sistemini de zayıflatır.

Ne yapmalı, ne yapmamalı?
C vitamini bol olan besinler alınmalı. Asitli besinler, demir almayı hızlandırır. Her gün bir bardak portakal suyu içmek ya da sabahları yarım greyfurt yemek son derece yararlıdır.

Demir ile kalsiyum birbiriyle asla karıştırılmamalı. Yani bol miktarda kalsiyum içeren süt ürünleri gibi bir besinle birlikte demir içeren bir besini tüketmek yanlış olur. Bu iki madde aslında birbiriyle tam bir rekabet halindedir. Rakip güçleri aynı anda kullanmak ikisinin de etkisini azaltır. Kalsiyumlu yiyeceklerle demir içeren yiyecekleri uzun aralarla yemelisiniz. Aradan hiç değilse üç saat geçmeli. Çay ve kahve gibi içeceklerin kandaki demir miktarını azalttığını da hatırlatalım.